Başta Ekol Hoca olmak üzere siteye gelip video izleyip güzelleşen tüm arkadaşların, sonra siteden haberi olmadığı için deli danalar gibi dolanan diğer arkadaşların, tüm Türkiye' nin ve tüm dünyadaki insanların Kurban Bayramlarını, yeni yıllarını kutlar; bu bayramın ve yeni yılın bütün insanlığa ve bana ve aileme de tabii hayırlı olmasını, sağlık, mutluluk, huzur, maddi-manevi rahatlık getirmesini, savaşların durup artık barışın tüm dünyaya egemen olmasını, sevdiklerimizin acısını göstermemesini, onları da bizsiz bırakmamasını canı gönülden dilerim.
Sizi seven Doktor Abi'niz.....
ÖNEMLİ BİR KONU
Arkadaşlarla yaptığım sohbetlerde bir karamsarlık havası hissettim. Çoğu matematiğin özellikle de matematik 2 nin çok zor olduğundan ve sınavı kazanmada asıl belirleyicinin de bu bölüm olduğundan bahsediyorlardı. Tabii belki haklılar, zaten sınava hazırlanan onlar olduğundan doğrusunu da onlar bilirler. Ama ben buradan başka bir yere dikkat çekmek istiyorum. Şu şekilde açıklamaya çalışayım:
Size öyle gelen bir şey, aslında öyle olmayabilir. Siz baştan öyle kabul ettiğiniz için ve sizin gibi çoğu kişi de baştan öyle kabul ettikleri için, size de sonradan öyle gelebilir. Bir kartal yumurtası tavuk kümesinin içine yuvarlanmış. Zamanı geldiğinde yumurta çatlamış ve bebek kartal dünyaya gelmiş. Zamanla büyüyen yavru kartal çevresindeki civcivlerin yaptıklarını taklit etmeye, yeri eşelemeye başlamış. Bir gün gökyüzünde süzülen kendisi gibi bir yavru kartal görmüş. Kartal çok güzel uçuyor, adeta gökyüzünün hakimi oymuş gibi davranıyormuş. Bizim yavru kartal yanındaki civcivlere seslenmiş. Demiş ki: Bakın kartal nasıl güzel uçuyor, biz ne zaman onun gibi uçacağız? Yanındaki yavru tavuklar demişler ki Hiçbir zaman. Çünkü o bir kartal ama bizler tavuğuz ve uçamayız.
Akıl Oyunları filminde, Profesör John Nash yakalandığı şizofreni hastalığından dolayı gerçekte olmayan kişiler yani hallüsinasyonlar görüyordu. Aldığı ilaçlar eşiyle münasebetini nerdeyse yok etmiş; yaratıcılığını, buluş yeteneğini köreltmiştir. Bu ilaçları bırakmak istemektedir ama o ana kadar ilaçla tedavi olmamış tek bir şizofreni hastası dahi yoktur. Şizofreni zaten ağır bir hastalıktır ve ilaçlarla da ancak kontrol altına alınabilmektedir.
İlaçları almadığı bir dönemde Profesör John Nash şunu fark etti; gördüğü halüsinasyonlardaki küçük kız hiç büyümüyordu, diğer kişiler de yaşlanmıyorlardı. Demek ki hayal görüyordu, demek ki gördükleri gerçek değildi. Gördüklerinin hayal olduğunu artık fark etmişti. O halde kendisine birçok yan etkisi olan ilaçları kullanmayabilirdi. Zaten ilaçlara ara verdiği için tekrar hiç başlamayabilirdi. Bunu eşine ve doktoruna anlattı. Zaten pırlanta zekasına da aşık olmuş olan eşi bu anlattıklarına kolayca inandı, belki de inanmak zorundaydı, çünkü yapacak başka bir seçenekte kalmamıştı. Doktoru bunu başlangıçta kesinlikle reddetti. Ama sonra hasta yakını sorumluluğu üzerine aldığından gönülsüz de olsa ilaç tedavisini kesmeye ve izleme almaya razı oldu. İşte o andan sonradır ki John Nash normal aile yaşamına döndü ve çalışmalarına tekrar başlayabildi. Sonunda çok başarılı olarak Nobel almayı da başardı.
Burada benim anlatmaya çalıştığım şu: HİÇ OLMAYACAKMIŞ gibi kabul edilen bir durumun bile OLDUĞU. Herhalde John Nash ın karşılaştığı bu durum matematik 2 nin zorluğundan daha vahim bir durumdur değil mi? John Nash profesör ve bir deha, destekleyici çevresel etkenler de varsa hastalığının üstesinden gelmiştir diye düşünenleriniz olabilir ama ben de onlara dünya üzerinde halledilemeyecek hiçbir sorunun insan istedikten sonra olamayacağını söylemek isterim. Yeter ki insan kendi içinde o işi başarmayı gerçekten istesin. Atalarımız ne de güzel söylemişler: Bir işe başlamak o işin yarısıdır diye. Hele bir kendimize güvenelim, başaracağımıza yürekten inanalım, bakın sonra neleri başarıyoruz. İnsanlığın başlangıcından beri her alanda geldiği şu düzeye baktığımızda sanırım bana hak verenlerinizin artacağına inanıyorum.
Matematik Yapmak:
Matematik eyleminin rahat yanlarından biri yatarak yapılabilmesidir (!).
Kırda uzanmış sırtüstü yatarken ve gökyüzünün engin maviliğine hayran hayran bakarken aynı zamanda matematikte yapabilirsiniz. Isaac Newton un yerçekimi kurallarını nasıl bulduğunu hepimiz biliyoruz. Üstelik bunu yaparken en fazla ihtiyaç duyacaklarınız bir kalemle kağıt olacaktır.
Matematiğin güzelliklerinden biri de kesinliğidir. x^2 +. . . . . diye devam eden uzun ve bıktırıcı bir sorunun cevabı birdenbire 1 olur bakarsınız. Ona çok yakın olan ¾, kök 3, kök 2 de değildir. Yalnızca ama kesinlikle 1”dir. 1”in büyüklüğünü anlarsınız böylece. 1, 2, 3, 4, 5 diye her gün belki milyonlarca kez sayılan 1 artık bir anlam kazanmış, bir misyon yüklenmiştir (!). Görev adamıdır O artık. Alçakgönüllü olmayı da hatırlatır bu size. Sıradan ve basit görünümlerin altında nice anlamların, nice yüceliklerin, nice güzelliğin ve birikimin yatabildiğini gösterir.
Aşağıdaki yazı Matematik Dünyası dergisinin 2005 yaz sayısından alınmıştır:
Matematikçiler çoğu zaman birçoklarının gereksiz gördüğü işlerle uğraşırlar ve yüzyıllar sonra bu gereksiz sanılan işlerin aslında çok gerekli olduğu anlaşılır. Matematikçi bu gereksiz işlere sadece güzelliklerinden dolayı ilgi duyar. Nedeni pek bilinmez ama matematikçiye güzel görünen bir zaman sonra insanoğluna ve kızına hep gerekli, yararlı, hatta vazgeçilmez olmuştur. Güzellikle yararlılık arasında tam dile getiremediğimiz bir bağ olmalı…
Eski Yunanlıların toplu olarak konik diye adlandırdıkları elips, parabol ve hiperbol eğrileri işte bu birçokları tarafından gereksiz görülen ama daha sonra insanlığa çok yararlı olan çalışmalardandır. Konikler ilk olarak Eflatun un bir öğrencisi olan Perge li Apollonyus tarafından M.Ö. 3. yy. da dikkate alınıp incelenmişlerdir. Perge, bilindiği gibi Antalya yakınlarındadır. Yani Apollonyus bu coğrafyanın insanıdır.
Apollonyus, tabanı bir çember olan bir dik koniyi çeşitli düzlemlerle kesiştirmiş ve düzlemin eğimine göre değişen bir şekil elde edeceğini görüp ortada hiçbir neden yokken bu şekilleri inceleyip bu konudaki insanlığın ilk eserini yazmıştır: Konikler. 17. yy. a değin Apollonyus un çalışmalarının pek bir uygulaması bulunamamıştır. O güne dek sadece matematikte bulunan konikler birden fizikte de belirmeye başlamışlardır. Kepler gezegenlerin güneş etrafında bir elips eğrisini izleyerek döndüklerini keşfetmiştir. Gene 17. yy. da Galileo havaya ve ileri doğru atılan gülle, taş, ok, top mermisi gibi bir ağırlığın eğer havanın direnci yok sayılırsa havada bir parabol çizeceğini göstermiştir.Yani matematikçinin buluşu 19 yy. sonra uygulamaya konmuş ve değeri anlaşılmıştır.
Bu haftalıkta bu kadar sevgili arkadaşlar... Sevgiyle, saygıyla, esenlikle kalın. Doktor Abi….

