Sevgili gençler; Bu hafta sizi kendi dünyama misafir ediyorum.
AİLEM, İŞİM VE HOBİM
1994 yılının Ocak ayının 30 unda yani doğum günümde evlendik, bu bana eşimin bir armağanı oldu. Aslında çok unutkan olduğumdan evlilik yıldönümünü unutmayayım diye böyle düşündüğünü bana daha sonra itiraf etmiştir(!). Eşim bütün hayatım boyunca yaptığım seçimler içinde en isabetli olanı bence. Bana dünya güzeli iki de oğul verdi üstelik. Büyük oğlum Kutay, 1998 yılında İzmir’de dünyaya geldi. Ben o sırada Ege Üniversitesinde genel cerrahi ihtisası yapmaktaydım ve eve iki günde bir uğruyordum. Tıpta ağır ihtisas dallarını yapmanın bir faydası var; küçük bebeğiniz varsa ona daha çok annesi bakıyor, siz kaytarıyorsunuz(!). Kutay’ın doğduğu günü annesiyle hep hatırlarız. Doğumdan sonra annesinin yanına getirdiklerinde sanki odanın içine güneş doğmuştu; öyle açık tenli, öyle güzel bir bebekti ve en güzeli bana çok benziyordu(!). O güzelliğiyle büyüdü gelişti canım oğlum. Bence biraz da ondan dolayı güzel sanatların önemli bir alanı olan resme yeteneği var, çok güzel resim yapıyor. Bu yıl ilkokul 3. sınıfa devam ediyor. Çağatay 2004 Adana doğumlu. Çağatay doğduğunda da odanın içinde değişiklikler oldu(!) sanki bir pehlivan geldi odaya, çünkü doğum kilosu 4 kilo 750 gramdı. Sonradan koruyamadık ama kilosunu. Bir gün önce anestezi doktorunun yanına tekerlekli sandalyeyle gitmek zorunda kaldığımızda, annesi artık yürüyemez hale gelmişti. Şule, biricik eşim, 5 Mayıs 1968 de Adana da dünyaya gözlerini açmış. İlkokulu, ortaokulu ve liseyi Antakya da okuduktan sonra Ankara Üniversitesi Eczacılık fakültesini kazanmış; sonra fakülteyi bitirmekle kalmadı, üzerine Farmakoloji mastır ı da yaptı. Kolaylıkla, tanışmamızın bir tıp ortamında olduğunu herkes düşünebilir ama ne onun fakültesinde ne de benimkinde birbirimizi ilk olarak tanıdık. Biz Ankara da bir gençlik aktiviteleri merkezinde tanıştık ve amatör fotoğrafçılık kursu alıyorduk. Tabii tanıştıktan sonra fotoğraf filan öğrenemedik. 4 yıl sonra evlendik, hatta o zaman Kutay ismini eczane için düşünmüştük. Fakat önce oğlumuz oldu, ona Kutay ismini verdik; sonra eczanenin adını da Kutay koyduk.
Eşimle oğlum Kutay aynı burçtan, ikisi de boğa burcu, doğal olarak bazen çok inatçı olabiliyorlar. Çağatay ise Aslan burcu. Sık sık beni ve annesini ısırması oradan geliyor herhalde. Annesine göre müzik kulağı var. Henüz konuşamamasına rağmen notaya dökülmeyi bekleyen rahat 3-4 bestesi var. İkisiyle ilgili arada espri de yaparız: İzmir de doğdu Kutay, Efe; Adana da doğdu Çağatay, Künefe.
Sizlerle bir araya geldiğim ilk yazımda öyle çok çalışan bir çocuk olmadığımdan ama düzenli çalıştığımdan ve bunun çok faydasını gördüğümden bahsetmiştim. Şunu da ekleyeyim; ders çalıştığım yerler sıradan yerler ( masa, sandalye v.b. ) olmazdı pek. Demir karyolaların altına elektrik kablosu çekip, ışık düzeneğini sağladıktan sonra ders çalıştığımı; gardropların üstü gibi havadar (!) yerleri çalışmak için daha çok tercih ettiğimi belirtmeliyim. Hepinizin tanıdığı dünyanın en popüler bilim insanı Albert Einstein hayatta başarının üç sırrı vardır demiş: 1) Çalışmak. 2) Oyun. 3) Ağzını Tutmak. Ben bunların içinde çocuklukta ve ergenlikte çalışmayı ve oyunu iyi yapıyordum herhalde. Bazen ikisi karışabiliyordu da. Ama şunu belirtmekte çok fayda var bence: İyi bir oyun olmadan ( kafanın içi iyi boşalmadan ) iyi bir çalışma, iyi çalışma olmadan da iyi oyun oynanmıyor(insanın vicdanı rahat etmiyor herhalde).
Tıp doktorluğu çok güzel bir meslektir. İyi geçen bir ameliyattan sonra, hele ameliyat olan hastanın hayatını kurtarmışsanız ve ameliyatta yararına çok önemli işler yaptıysanız, aldığınız manevi tatminin tarifi yoktur. Geceleyin yatakta yatıyorken gözünüzün önünden ameliyatta yaptıklarınız geçtiğinde hissettikleriniz sıradan(!) insanların ömür boyu belki de hiç hissedemeyecekleri duygulardır: Bazen Allah’ la insan arasında bir yerde olduğunuz hissi uyanır. Hastanın içinde(!), karnında parmaklarınız dolaşmış adeta O’nun içine girmişsinizdir. Sokakta başka bir kimsenin bunu yaptığında yıllarca hapis yatacağı bir şey yapmışsınızdır,fakat bunu bazen aynı günde 7-8 kez yaptığınız halde ameliyathaneden elinizi kolunuzu sallayarak çıkarsınız. Tutuklayacakları yerde hatta elinize bile kapanıp öpmek isteyen, size şükreden ve atanıza rahmet okuyan çok kişi vardır dışarıda ve bunu yaptıran da başka meslek yoktur hayatta. Ve bu kadar hayatla ve ölümle iç içe ve bu kadar insanları direkt ilgilendiren başka bir uğraşta yoktur.
Ama şunları da belirtmekte fayda hatta zaruret var: Her işte olduğu gibi Doktorluk mesleğinde de işini severek yapmak, hikmet sahibi olmak ve mesleğe yatkın olmak lazımdır. Hikmet sahibi olmak derken; ben kişisel olarak şuna inanırım, bazı insanların diğer insanları iyileştirme kabiliyetleri vardır. İşte o kişiler iyi doktor olur bence ve onlar mesleklerini layıkıyla yapanlardır. Hikmet sahibi olmak tıp mesleğinde çok önemlidir kanaatimce.
Mesleğimizin zorluklarına gelince; bir kere çok fazla kişisel özveri isteyen bir meslektir. Gece nöbetleri olur, mesai kavramı yoktur, gece yarıları hasta bakmaya gidersiniz, diğer herkesin magazin programlarını televizyon karşısında meyve veya kuruyemiş yiyerek geçirdiği zamanlarda siz ameliyathanede sıklıkla bulunabilirsiniz. Örneğin çok sevdiğiniz insanlar evinize misafir gelmişlerdir; onlarla oturup iki çift laf edip hatta onlara veda bile edemeden evinizden ayrıldıkları çok olur. Çünkü siz ameliyata gitmişsinizdir. Hatta bazen onları daha sonra ameliyat ettiğiniz bile olur. Oğlumun okulundan 4. sınıfı okutan öğretmen Recep beyin apandisit ameliyatı olması gibi. Belki de şu sıralar ‘ Keşke o kadar sık Kutay’lara gitmeseydim ‘ diye düşünüyordur. Örneğin tam oğlunuzla altüst olmuşsunuzdur, oyun oynuyorsunuzdur, çok güzel vakit geçiriyorsunuzdur; ‘pat’ telefon gelir, hastaya çağrılırsınız. Bu kadar yorulmaya göre belki maddi kazancınız da o kadar olmayabilir. Ama bir şey vardır ki onu hiç unutmazsınız, arada unutmuş gibi olsanız bile o size kendini hemen hatırlatacaktır; siz hayatlar kurtarıyorsunuzdur ve bunun manevi tatminini ancak onu yaşayan bilir.
Kariyer yapmayı düşünenler için de idealdir tıp mesleği. Üyelerinden aralarında en fazla kariyer yapan meslek grubunu oluşturur. Örneğin benim fakültedeki sınıfımdan herhalde en az 15-20 arkadaşım şu an akademik yaşam içinde ve aralarında doçent olanlar çoğunlukta. İhtisas yaptığım dönemde beraber çalıştığım arkadaşlarımın üçte biri ise doçent oldu. Bütün bu anlattıklarımdan sonra " sen neden doçent olamadın " diye içinizden geçirmediğinizi tahmin ediyorum. Şunu demek istiyorum; hangi mühendisin, hakimin veya peyzajcının arkadaşları arasında bu kadar fazla doçent daha sonra da profesör vardır? Dünyadaki bütün toplumların ortak bir noktası var. O da hepsinde doktora saygının, sevginin çok fazla olduğudur. Kolay değil can emanet ediliyor doktora. Oğullarımın doktor olmasını ister miyim diye sorarsanız da ben de kısa bir cevap veririm. Ben onların hayatta mutlu olmalarını isterim. Bu hangi meslekte olursa olsun, ben hep mutlu olurum.
Bu kadar ciddiyetten sonra biraz da eğlenelim yani matematikten bahsedelim:
1884-1960 yılları arasında yaşamış ünlü bir Fransız şairi olan Jules Superveille nin matematik konulu bir şiiriyle devam etmek istiyorum.
Matematik Bir sınıfta tam kırk çocuk dizili/ Bir karatahta, üstünde bir üçgen/ Bir koca daire, sağır, çekingen/ Merkezi güm güm eder davul gibi. Dilsiz, vatansız harfler, küme küme/ Bekleşir dururlar azap içinde. Bir yamuğun yan kenarı tamtakır/ Bir ses yükselir yükselir alçalır/ Azgın bir problem tutar yolunu/ Döner döner ısırır kuyruğunu. Bir açının çeneleri gerilir/ Kurt mudur, köpek mi, neyin nesidir? Ne kadar rakam varsa yeryüzünde/ Üşüşmüş, karınca gibi, tahtaya/ Koşarlar bir yuvadan bir yuvaya/ Fal taşına dönmüş gözler önünde.
Limit deyince benim aklıma bir düzgün çokgenin kenar sayısı sonsuza giderken onun çember halini alması, türev deyince örneğin bir eğriyi o noktada kesen teğetin eğimi, integral deyince de x ekseni, iki doğru ve bir eğri arasında kalan alan aklıma gelir. Size bir de film önereceğim: A beatiful mind ( Türkçe isim olarak Akıl Oyunları’nı uygun görmüşler !! ). Russel Crowe’ un başrolünü oynadığı bu filmde Nobel almış bir matematik dehası olan Prof. John Nash ın hayatı anlatılıyor. Ben izlerken çok etkilenmiştim, eminim siz de çok etkileneceksiniz.
Türkiye’nin popüler bir matematik dergisi var. Haberi olmayanlara duyuralım: Matematik Dünyası. Yayın yönetmenliğini Prof. Ali Nesin’in yaptığı dergi 3 ayda bir çıkıyor. Yıllık abonelik 16 YTL. Okur sayısının 12.000’leri bulduğu dergi hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak isteyenler www.matematikdunyasi.org adresini tıklayabilirler.
Son olarak çalışan arkadaşlara öğütlerimizi tekrarlayalım. Neler yapıyoruz? Dersaneden veya okuldan geldikten sonra o günkü konuyu tekrar ediyoruz. Sonra çözümlü örnek soruları çalışıp çözüm yollarını kavramaya çalışıyoruz. Sonra da çözümü açıklanmayan ama doğru şıkkı belli olan sorulardan bol bol, elimize ne kadar geçirirsek çözüyoruz. Bunu biz zaten hep yapıyoruz değil mi arkadaşlar?
Hepinize hayatta sağlık, başarı, mutluluk dilerim. Sevgiyle Kalın.
Doktor Abi.



